Sındırgı

kariyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kariyer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Sosyal Gülüşüm : İmaj, İletişim ve Etki Arasındaki Bağ

Sevgili Dostlar,

Gülümsemek… Bazen küçük, çoğu zaman unutulmaz bir etki bırakır. Bir tebessümle başlayan sohbetler, bir gülümsemeyle atlatılan zorluklar, sessizce verilen güven mesajları… Gülümseme sadece bir yüz hareketi değil, aynı zamanda bir sosyal girişimdir. Evet, yanlış okumadınız. Gülümsemek bir sosyal girişimdir, hem de en doğalından.

Günümüzde sosyal girişimcilik deyince çoğu zaman büyük projeler, toplumsal dönüşüm planları ve sürdürülebilir modeller akla geliyor. Oysa her şey, içten bir gülümseme ile başlıyor olabilir mi?

Gülümsemek Bir Davettir

Gülümseyen bir insan, çevresine açık bir mesaj gönderir: “Ben buradayım, birlikte başarabiliriz.” Bu mesaj, bir liderin konuşmasından daha etkilidir kimi zaman. Özellikle sosyal girişimciler için, karşısındaki insanla kuracağı ilk bağ gülümsemeyle başlar. Çünkü güven gülümsemede gizlidir.

Gülümsemek Bir İmajdır

Kariyerinizde, iş görüşmelerinde, girişimci sunumlarında veya gönüllü projelerde... Gülümsemeniz, söylediklerinizden önce akılda kalır. Kişisel marka dediğimiz şeyin en sade ve en samimi ifadesidir. Yapmacık değil; yüreğinizden gelen bir gülümseme, sizi “görünür” ve “güvenilir” kılar.

Sosyal Girişimciliğin Güler Yüzü

Sosyal girişimcilik; kar amacı gütmeden topluma katkı sağlamayı hedefleyen bir anlayıştır. Bu yolda ilerleyenlerin en güçlü sermayesi para değil, insani bağlardır. O bağların ilk tuğlasıysa çoğu zaman bir tebessüm olur. İnsanları harekete geçirmek, etki yaratmak, fark oluşturmak isteyen biri için gülümsemek, ikna gücüdür.

Kişisel Gelişimin Sessiz Anahtarı

Kendini tanıyan, kendini geliştiren, içsel farkındalığı yüksek biri, gülümsemenin değerini bilir. Çünkü bilir ki gülümsemek, egodan uzak, kabullenici ve paylaşımcı bir dildir. Gülümseyebilen kişi, duvar örmez; köprü kurar. Kişisel gelişimin en zarif yansımalarından biri, yüzümüzde taşıdığımız o samimi ifadedir.

Sonuç: Sosyal Gülüşüm Bir Davranış Biçimi

Sevgili dostlar, bugün sadece yüzünüzle değil, yüreğinizle de gülümseyin. Çünkü her gülümseme, dünyayı değiştiren bir sosyal girişime dönüşebilir. İster bir proje başlatın, ister bir hayat dokunun… Başlamak için önce tebessüm edin.

Belki de dönüşüm, bir kişinin sizi gülümserken görmesiyle başlar.

Sevgiyle gülümseyin,
Süleyman Çetin
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı



Başarılı İnsanların Ortak Sırrı: Kişisel Girişim

 KİŞİSEL GİRİŞİM

Yazan: Süleyman Çetin – Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı

Sevgili Dostlar,

Girişimcilik deyince çoğumuzun aklına hemen iş fikri, sermaye, satış, büyüme gibi kavramlar gelir. Oysa tüm bu unsurların temelinde duran, belki de en çok göz ardı edilen şey kişinin kendisidir. Bugün sizlerle, “kişisel gelişim” ile “girişimcilik” arasındaki görünmez ama hayati köprüden bahsetmek istiyorum: Kişisel Girişim.

Kendine Yatırım Yapmayan, İşine de Yatırım Yapamaz

Bir girişim, sahibinin aynasıdır. Ne kadar kendimizi geliştiriyorsak, işimiz de o kadar gelişir. Bu noktada kişisel girişim dediğimiz şey, bireyin kendi potansiyeline inanarak harekete geçmesi, kendine yatırım yapması ve dönüşüm yolculuğunu başlatmasıdır.
Kişisel girişim; kitap okumak, yabancı dil öğrenmek, farklı insanlarla tanışmak, beden ve zihin sağlığını ihmal etmemek, zaman yönetimini öğrenmek, sabırla gelişmeye devam etmektir. Çünkü bu birikimler, sadece CV’mizi değil, vizyonumuzu da büyütür.

Her Girişim Önce İçeride Başlar

Bir işi başlatmak için dış etkenleri bekleyenler genellikle yolda kalır. Oysa gerçek girişimciler, önce kendi iç dünyasında harekete geçer. Korkularını tanır, hatalarını kabul eder, eksiklerini görür ve kendine bir “gelişim planı” çizer.
Bir iş fikri ne kadar iyi olursa olsun, onu hayata geçirecek kişinin özgüveni yoksa, zamanı kötü yönetiyorsa ya da iletişim becerisi gelişmemişse sonuç çoğu zaman hüsrandır. Bu yüzden “önce ben” diyebilenler, “biz”i de kurabilir.

Kendini Yöneten, İşini de Yönetecek Gücü Bulur

Girişimcilikte başarı, sadece dış dünyadaki fırsatları görmeye değil, kendi içindeki potansiyeli keşfetmeye de bağlıdır.
• Duygularını yönetebilen biri, stresli zamanlarda bile sağduyulu kararlar alabilir.
• Öğrenmeyi alışkanlık haline getiren biri, her hatasını birer ders olarak değerlendirir.
• Dayanıklılığını geliştiren biri, zorluklar karşısında kolayca yılmaz.

İşte tüm bunlar, birer kişisel girişim ürünüdür.

Sonuç: Kişisel Gelişim = Girişimcinin Temel Sermayesi

Sevgili dostlar, başarılı bir iş kurmak için yalnızca pazarı, rakipleri ve maliyetleri değil; kendimizi de tanımamız şart. Çünkü her kurumsal girişimin arkasında, onu sırtlayan kişisel bir girişim vardır.

Kendinize şu soruyu sorun:
“Bugüne kadar neye yatırım yaptım: Hisse senedine mi, yoksa kendime mi?”

Unutmayalım, kişisel girişim; sermayesi bilgi, kazancı özgüven, etkisi ise uzun vadeli başarı olan en değerli yatırımlardan biridir.

Sevgiyle kalın,
Süleyman Çetin
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı


Kendi İşinin Efendisi Olmanın Yolları

GİRİŞİMCİLİKTE BEDENİ, KAFAYI, İNSANI VE PARAYI ÇALIŞTIRMAK

Sevgili Dostlar,

Girişimciliği sadece bir dükkan açmak, bir şirket kurmak ya da kendi işinin patronu olmak gibi düşünmek büyük bir eksiklik olur. Gerçek girişimcilik, hayatın dört temel gücünü doğru kullanmayı gerektirir: Bedeni çalıştırmak, kafayı çalıştırmak, insan çalıştırmak ve parayı çalıştırmak.

Peki bu kavramlar bize girişimcilikte ne anlatıyor? Gelin birlikte bakalım.

Bedeni Çalıştırmak

Bu, işin en temel noktasıdır. Fiziki güçle çalışmaktır. Bedenini çalıştıran insan emeğini satar; sabah erkenden kalkar, alın teri döker, akşam yorgun düşer. Kazancı da genellikle, bedeninin dayanıklılığı ve gücü kadardır. Fiziki çaba, hayatın başlangıç noktasıdır ama uzun vadede sınırları bellidir. Çünkü beden bir yere kadar dayanır, bir noktadan sonra yorulur, tükenir. Beden çalıştıkça kazanırsın, ancak ömrünü koyduğun için zamanla sınırlıdır.

Kafayı Çalıştırmak

Kafasını çalıştıran ise bedeninin değil, aklının gücünü kullanır. Düşünür, planlar, tasarlar, projeler geliştirir. Bilgi biriktirir, analiz yapar, çözümler üretir. Kazancı da, kafasının ne kadar çalıştığı ile doğru orantılıdır. Ne kadar strateji, o kadar kazanç. Ancak burada da sınır bireysel kapasitedir. Kafayı çalıştırmak önemlidir ama sadece kendi zekasına dayanan biri, tek başına sınırlı bir etki alanına sahip olur.

İnsan Çalıştırmak

Asıl büyük fark burada başlar. İnsan çalıştırmak, kendi emeğinle sınırlı kalmadan, başkalarının emeğiyle büyümektir. Bir ekip kurar, işleri devreder, başkalarının uzmanlıklarından faydalanırsın. Bu da demektir ki bir kişi gibi değil, on kişi, yüz kişi gibi üretmeye başlarsın. Kazancın artık sadece kendi çalışmana değil, çalıştırdığın insanların verimine bağlıdır. Doğru insanları doğru yerlerde değerlendirirsen, işin hem genişler hem derinleşir. İşte girişimcilikte büyümenin kapısı buradan açılır.

Parayı Çalıştırmak

Ve en üst seviye: Parayı çalıştırmak.
Artık sadece insan kaynağını değil, parayı da verimli kullanmayı bilirsin. Sermayeni doğru yatırır, paranı sistemler ve projeler üzerinden çalıştırırsın. Para senin yerine çalışır, gece gündüz demeden değer üretir. Bir fabrikan olur, bir franchising zincirin olur, ya da bir yatırım portföyün... Artık zamanını satmazsın; paran senin için zaman oluşturur. En büyük girişimciler, bedenlerini ya da sadece kafalarını değil, insanları ve paralarını çalıştıranlardır.

Sonuç:
Sevgili dostlar, girişimcilik yolculuğunda önce bedenimizi çalıştırarak başlıyoruz. Sonra kafamızı çalıştırarak adım atıyoruz. Ardından insanları çalıştırmayı öğrenerek işimizi büyütüyoruz. En sonunda da parayı çalıştırarak kendi zamanımızı özgürleştiriyoruz.

Unutmayalım; fiziki gücün bir sınırı, zihinsel gücün bir doygunluğu, insan çalıştırmanın bir riski vardır. Ama parayı çalıştırmayı öğrenenler, zamana hükmetmeyi başarır.

Kendinize bir sorun:
Bugün sadece bedenimi mi çalıştırıyorum?
Kafamı mı çalıştırıyorum?
İnsan mı çalıştırıyorum?
Yoksa paramı mı çalıştırıyorum?

Başarı; bu sorulara vereceğiniz cevapta gizli.

Sevgiyle kalın,
Süleyman Çetin
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı



Geleneksel, Yeniliksel ve Geleceksel Girişimcilik

 GELENEKSEL, YENİLİKSEL VE GELECEKSEL GİRİŞİM ÜZERİNE

Sevgili Dostlar,

Girişimcilik denince aklımıza genelde tek bir kalıp gelir: Bir fikir bulup onu hayata geçirmek. Oysa girişimcilik de kendi içinde zamanla evriliyor. Bugün sizlerle girişimciliğin üç önemli boyutundan; Geleneksel Girişim, Yeniliksel Girişim ve Geleceksel Girişim kavramları üzerine konuşmak istiyorum.

Geleneksel Girişim 
Geleneksel girişim, geçmişin bilgi ve tecrübelerinden beslenen girişim türüdür. Babadan oğula geçen bir esnaflık, köklü el sanatları, yöresel ürün üretimi gibi örnekleri düşünebilirsiniz. Bu tür girişimler, kök salmış ve kendini kanıtlamış yöntemleri devam ettirir. Ancak unutmamak lazım: Geleneksel olmak durağanlık demek değildir. Değişen zamanlara ayak uydurabilen geleneksel girişimler, ayakta kalmayı başarır. Gelenekten beslenmek, özü koruyarak yeni nesillere taşımanın da adıdır.

Yeniliksel Girişim
Yeniliksel girişimler, mevcut olanı farklılaştırarak değer katar. Teknoloji girişimleri, yeni nesil pazarlama stratejileri, mobil uygulamalar bu kategorinin en canlı örneklerindendir. Burada önemli olan mevcut bir soruna farklı bir gözle bakabilmek ve yeni çözümler üretebilmektir. Yeniliksel girişimci; değişimin kaçınılmaz olduğunu bilen ve bunu avantaja çeviren kişidir. Esnek düşünebilen, risk alabilen ve öğrenmeye açık olan herkes bu alanda varlık gösterebilir.

Geleceksel Girişim
Belki de en az konuştuğumuz ama en çok önem vermemiz gereken alan burası: Geleceksel girişim. Geleceği öngören, daha sorun ortaya çıkmadan çözüm geliştiren vizyoner girişimlerdir bunlar. Yapay zeka, yeşil enerji, sürdürülebilir şehircilik gibi alanlarda yapılan çalışmalar geleceksel girişimin parlayan örnekleridir. Geleceksel girişimci, sadece bugünü değil; 5, 10 hatta 50 yıl sonrayı da düşünür. Dünyanın, toplumların ve ekonomilerin nasıl evrileceğini sezer, buna göre şimdiden adımlar atar.

Neden Üçü Birlikte Düşünülmeli?
Bugünün başarılı girişimcileri sadece geleneksel ya da sadece yeniliksel düşünmüyor. Üç yaklaşımı da birlikte kullanabiliyor. Gelenekten aldığı sağlam temeller üzerine yeniliği inşa edip, geleceğe taşımayı bilenler fark atıyor. Bir ayağımız geçmişin sağlam toprağında, diğer ayağımız değişimin dalgalarında ve gözümüz ufuk çizgisinde olmalı.

Sonuç:
Sevgili dostlar, girişimcilik sadece bir iş kurmak değil, bir bakış açısıdır. Gelenek, yenilik ve gelecek üçgeninde denge kurabilenler, hem bugün ayakta kalır hem de yarını şekillendirir. Hangi alanda çalışırsak çalışalım; köklerimizi unutmadan, yeniliğe açık kalarak ve daima ileriye bakarak yol almalıyız.

Şimdi siz de kendinize sorun:
Ben sadece bugünü mü yaşıyorum, yoksa geçmişten ilham alıp geleceği mi inşa ediyorum?

Sevgiyle kalın,
Süleyman Çetin
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı



Tüketmek Mi Türetmek Mi Üretmek Mi?

TÜKETİCİ, TÜRETİCİ, ÜRETİCİ: İŞ DÜNYASININ YENİ YOL HARİTASI

Sevgili Dostlar,

İş dünyasında kim olduğumuz, nasıl yaşadığımızla, nasıl çalıştığımızla ve nasıl değer ürettiğimizle doğrudan bağlantılı. Bugün sizlerle girişimcilik ve iş dünyası perspektifinden bakıldığında çok önemli üç kavramı konuşmak istiyorum: Tüketici, Türetici ve Üretici.

Gelin birlikte bu kavramların iş dünyası içindeki yerini keşfedelim.

Tüketici Olmak
Tüketici, hazır olana talip olandır. Üretilen malı, sunulan hizmeti satın alır; onun rolü, sadece mevcut değerleri kullanmaktır. Tüketici olmak kötü bir şey değildir elbette, ekonominin devamlılığı için tüketim şarttır. Ancak sadece tüketici olmak, hayatı başkalarının ürettikleriyle sınırlı yaşamak demektir. Girişimcilikte tüketici zihniyeti, fırsatları görmek yerine var olanla yetinmeye sebep olur. Oysa girişimci, sadece tüketen değil, değer üreten bir akıl yapısına sahip olmalıdır.

Türetici Olmak
İşte iş dünyasında son yılların en dikkat çeken kavramı: Türetici. Türetici, hem tüketen hem de tüketim sürecine değer katan kişidir. Bir ürünü alırken, geliştirme, dönüştürme, katkı sunma ya da daha sürdürülebilir hale getirme yolunda aktif rol oynar. Örneğin, yerel bir çiftçiden aldığı ürünü işleyip markalaştırarak satmak, türetici bir davranıştır. Ya da bir yazılımı kullanıp, üzerine eklentiler geliştirmek... Girişimcilik ruhunun temelinde de tam burada yatan şey vardır: Bir şeyleri daha iyi hale getirme, değiştirme ve yeni değerler üretme arzusu. Bugünün başarılı girişimcileri, tüketici kalmayıp türetici olmayı başaranlardır.

Üretici Olmak
Ve elbette, işin özünde üretici olmak var. Üretici, değer zincirinin başında durandır. Fikir geliştirir, ürün yaratır, hizmet sunar. Emek verir, risk alır, var olmayanı var eder. İş dünyasında en çok kazananlar, üretim yapanlar; sadece maddi ürün değil, aynı zamanda fikir, sistem, çözüm üretenlerdir. Bir girişimci için üretici olmak, işin sadece başlangıcı değil, sürdürülebilir başarının da anahtarıdır. Üretmeden var olmak mümkün değildir; sürekli yenilenen, gelişen, büyüyen bir değer oluşturmak gerekir.

Peki, Hangisi Olmalıyız?
Sevgili dostlar, mesele sadece tüketmek değil; tüketirken geliştirmek, katkı sunmak ve en sonunda kendi üretimimizi ortaya koymaktır.
İş dünyasında başarılı olmak isteyenler önce iyi bir tüketici olur; pazarı gözlemler, ihtiyaçları tespit eder. Sonra türetici olur; yenilikler katar, fark oluşturur. Sonunda ise üretici olarak sahneye çıkar; kendi markasını, kendi değerini inşa eder.

Bugün kendinize şunu sorun:
Sadece tüketiyor muyum?
Yoksa tüketirken değer katıyor muyum?
Yoksa yeni bir şey üretmek için adım atıyor muyum?

Unutmayın, sadece tüketen değil, türetip üretenler dünyayı değiştirir.

Sevgiyle kalın,
Süleyman Çetin
Çevre Yüksek Mühendisi ve Proje Uzmanı